Bir gün telefonum çalacak.
Arayan sen olacaksın.
Saat henüz sabahın altı buçuğu olacak.
Güneşten önce doğacaksın içime.
Biliyorum.
Sesin titreyecek önce.
Kaşların çatık, avuç için terli olacak.
İçinde yılların öfkesinden yorulmuş bir sen olacak.
“Konuşalım mı?” diye soracaksın.
Kelimeler anlamsız kalacak.
Biliyorum.
Hava biraz öyle, biraz da böyle olacak.
Yağmur, güneş, kar aynı anda…
Biz de seninle, denize bakan bir bankta olacağız.
Biraz konuşacağız, çokça susacağız.
Biliyorum.
Sitemler edeceksin önce.
Gözyaşları dökeceksin.
Gözlerimde tanıdık birkaç yaş belirecek…
Sonra da kaybolup gidecek.
Olmamışlığımızı, olduramamışlığımızı anlatacaksın.
İçimiz acıyacak ama arınacak.
Biliyorum.
Başını…
Galip geldiğin hayata, havlu atarcasına,
omuzlarıma bırakacaksın.
Yorulmuşsun…
Ağlamışsın…
Kırılmışsın…
Ama her şeye rağmen son bir şansımız olacak.
Az bir zamanımız olacak ama olacak.
Bir gün… Biliyorum.
.salih uzun (1,27). @birkisilikdergicom //